|
Â
 İklim deÄŸiÅŸikliÄŸi ile mücadelede gelinen noktanın hem siyasi hem de gerekli eylemlerin ve önlemlerin tanımlanmasında eldeki en önemli referans iklim deÄŸiÅŸikliÄŸi ile mücadele alanında geliÅŸtirilmiÅŸ mevcut uluslararası anlaÅŸmalar. 1992 yılında Rio’da gerçekleÅŸtirilen Yeryüzü Zirvesi´nde kabul edilen BirleÅŸmis Milletler İklim DeÄŸiÅŸikliÄŸi Çerçeve SözleÅŸmesi (BMİDÇS) ve 1997’de kabul edilen Kyoto Protokolü, çözüm yönünde öncelikli adımlar için Sanayi Devrimi´nin öncüsü ülkeleri adres gösterirerek iklim deÄŸiÅŸikliÄŸi ile mücadele için uluslararası bir yol haritasini ortaya koyuyor. 2009 yılı Aralık ayında gerçekleÅŸtirilen Kopenhag Zirvesi ve ardından 2010 yılında Meksika Cancun’da gerçekleÅŸtirilecek olan yeni zirveye kadar geçen süreçte çok kutuplu bir küresel ekonominin ışığında, 2012 sonrasında geçerli olacak küresel iklim rejiminin ana hatlarını belirleyebilmek üzere ülkeler müzakerelerini yürütüyor. Gelinen son noktada ise Aralık ayında gerçekleÅŸtirilen Zirve’nin ardından ortaya çıkan Kopenhag UzlaÅŸması’nın hukuki durumu ve ülkelerin azaltım hedefleri konusunda yürütülen tartışmalar, Kopenhag UzlaÅŸması sonucunda ortaya çıkan mekanizmaların yönetiminde özellikle geliÅŸmekte olan ülkelerin kilit rol oynamayı istemesi gibi sıcak konular hala birçok belirsizlikler içeriyor.Â
Bu tartışmalar içinde ortaya koyulan son bilimsel veriler ise İklim deÄŸiÅŸikliÄŸinin geri döndürelemeyecek bir noktaya gelmemesi için, küresel sıcaklık artışının kritik deÄŸer olan 2°C altında tutulabilmesi gerekliliÄŸini ortaya koyuyor. Bunun yanında, sera gazlarının salımlarındaki artış sonucunda ortaya çıkan aşırı hava olaylarının, küresel ölçekte kalıcı zararlar ve kayıplar vereceÄŸini de gösteriyor. Sir Nicholas Stern tarafından 2006 yılında hazırlanan “İklim DeÄŸiÅŸikliÄŸinin Ekonomisi üzerine Stern Raporu” kapsamında yürütülen analizlerde oluÅŸabilecek olan ekonomik kayıp ile ilgili olarak bu kaybın 2020 yılı itibarı ile küresel gayri safi hasılanın %20’si düzeyine eriÅŸebileceÄŸi öngörülüyor. Buna karşılık salımların azaltılması için bugün alınacak önlemlerin küresel gayri safi hasılanın %2’si düzeyine çıkartılması halinde bu kayıpların önlenebileceÄŸi gerçeÄŸi de ortaya koyuluyor. Bu rapordan tam 3 yıl sonra McKinsey&Company tarafından 2009 yılında yayımlanan “Düşük Karbon Ekonomisine Giden Yol” baÅŸlıklı raporda da bugün alınacak önlemlerin küresel gayri safi hasılanın %0,5’i kadar uygulanabilecek olan önlemler ile kritik 2oC eÅŸik deÄŸerinin aşılmayacağını belirtiyor. Her iki raporda da rakamlar farklılık gösterse de çıkartılabilecek olan en önemli sonuç ise iklim deÄŸiÅŸikliÄŸi ile savaşımın bugün yapılabilecek yatırımlar ile acilen baÅŸlatılmasının maliyetinin eÅŸik deÄŸer aşıldıktan sonra yaranın sarılabilmesi için uygulanabilecek olan önlemlerden daha düşük bir maliyet ile sonuçlanabileceÄŸini gösteriyor. Bu yaklaşım sadece çevreci bir duyarlılık açısından deÄŸil, ekonomik ve ticari anlamda oluÅŸacak risklerin azaltılması konusunda öne çıkabilecek bir çözüm olarak da karşımıza çıkıyor. McKinsey&Company analizinde ayrıca sera gazı salımlarında en fazla düşüş ile sonuçlanabiliecek önlemler arasında araçlarda, elektrikli eÅŸyalarda ve binalarda enerji verimliliÄŸi gibi çevre dostu ve düşük karbon yaklaşımlarını çözüm olarak ortaya koyuyor. Bunun yanında bu önlemler hem kayıpların önlenmesi için yapılabileceklerin başını çekiyor hem de düşük karbonlu bir ekonominin de temel taÅŸlarını oluÅŸturuyor. Önemli bir diÄŸer nokta da yenilenebilir enerji, toplu taşımacılık, temiz üretim, sürdürülebilir tarım, sürdürülebilir kentleÅŸme ve sürdürülebilir arazi yönetimi önlemlerinin de maliyet etkin fırsatlar olarak deÄŸerlendirilmesinin gerekliliÄŸi. Yukarıda belirtilen önlemler ise düşük karbon ekonomisinin temel taÅŸlarını oluÅŸturuyor. İlk defa 2003 yılında İngilitere’de enerji sektörüne yönelik olarak yayımlanan Beyaz Belge’de tanımı geçen düşük karbon ekonomisi kavramı enerjinin geleceÄŸi olarak belirtilmis. Bu paradigma deÄŸiÅŸikliÄŸi sonucunda düşük karbon ekonomisinin 2008 yılı içerisindeki küresel pazar büyüklüğü ise Türkiye’nin aynı yıl içerisinde yaptığı ihracatın 36 katından büyük bir ekonomik alan yaratarak 3650 milyar Avro düzeyine ulaÅŸtığı bilgisi de İngiliz Hükümetine baÄŸlı olarak çalışmalar yürüten Business, Enterprise Regulatory ve Reform bölümü (BERR) tarafından yayımlanmıştır. Bunun yanında, 2008 yılından itibaren Günye Kore, Meksika, İspanya, Kanada, Japonya gibi ülkelerin ekonomik kriz ile mücadele için geliÅŸtirdiÄŸi paketler de ise yukarıda belirtilen önlemler ise üst sıralarda yer alıyor.
BirleÅŸmiÅŸ Milletler İklim DeÄŸiÅŸikliÄŸi Çerçeve SözleÅŸmesi (BMİDÇS) tarafından yapılan analizler sonucunda ise iklim deÄŸiÅŸikliÄŸinin çözümü için yapılacak yatırımların yaklaşık %75’nin özel sektör tarafından yapılması gerektiÄŸini öngörüyor. Bu noktada düşük karbon ekonomisinin giderek büyüyen hacmi ve bu yeni yaklaşımın temel taÅŸlarını oluÅŸturan seçenekler de özel sektör için sürdürülebilir yeni yatırım ve iÅŸ sahası anlamına da geliyor. BirleÅŸmiÅŸ Milletler Çevre Programı (UNEP) ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) iÅŸbrliÄŸinde ve birçok uluslararası kuruluÅŸun katılımıyla 2008 yılında yayımlanan Çevre Dostu İşler baÅŸlıklı raporda yeÅŸil iÅŸ sahaları olarak gelecekte katlanarak büyüyecek olan iÅŸ sahaları sıralanıyor. 2030 yılı için rüzgar enerjisinde 2,1 milyon, güneÅŸ PV sektöründe 6,3 milyon, biyoyakıtlar ile ilgili tarım ve endüstriler ile iliÅŸkin 12 milyonluk bir iÅŸ gücü öngörülüyor. Raporda benzer öngörüler 2020 yılı itibariyle %29’luk bir azaltıma olanak saÄŸlayabilecek binalar sektörü, %23’lük bir oranla sera gaz salımlarından sorumlu olan ulaÅŸtırma sektörü, enerji ve kullanılan hammeddenin geri döünüşümün saÄŸlanması sonucunda enerji yoÄŸun sektörler olarak adlandırılan çelik, alüminyum, çimento, kağıt endüstrilerinin de yeÅŸil iÅŸ sahalarına olanak saÄŸlayabilieceÄŸi belirtiliyor.
Türkiye’nin düşük karbon ekonomisine geçiÅŸ sürecinin hızlandırılmasında cesaret verici en önemli kaynak ise zengin yenilenebilir enerji kaynaklarının varlığı ve bugüne kadar deÄŸerlendirilmemiÅŸ enerji verimliliÄŸi potansiyeli olarak sıralanbilir. Güncel veriler ışığında bir deÄŸerlendirme yapılırsa, güneÅŸ sıcak su ısıtıcıları açısından Türkiye 2007 yılında 0.7 gigawatt ısıl güç kullanım kapasitesi ekleyerek 7.1 gigawatt’lık toplam güçle Çin’in ardından dünya 2.liÄŸini sürdürmesi ve Türkiye’nin özellikle ethanol üretiminde dünyada 2007 yılında 11. sırada olması gibi sıralanabilecek olan baÅŸarı örnekleri Türkiye’nin bazı konularda iyi bir role sahip olmaktan da öte, özellikle negatif maliyetli iklim dostu teknolojiler konusunda bir alt yapısının az yada çok var olduÄŸu, yenilikçi ve çevre dostu iÅŸ olanakarının da geliÅŸerek artış gösterebileceÄŸini göstermektedir.
Türkiye’nin ve Türk özel sektörünün düşük karbon ekonomisinin en önde gelenleri arasında yer alması konusunda destek hizmetlerinin saÄŸlanması amacıyla REC Türkiye ve Türk Sanayicileri ve İşadamları DerneÄŸi (TÜSİAD) yeni bir çalışmaya imza attı. Karbon merkezli yeni bir ekonomi modelinin ÅŸekillendiÄŸi günümüzde Türkiye’de farklı sektörleri temsil eden ÅŸirketlerin beklenen deÄŸiÅŸime hızlı, verimli ve maliyet-etkin bir çerçevede uyum saÄŸlaması için İklim Platformu kuruldu. 2008 yılında Poznan’da gerçekleÅŸtirilen 14. Taraflar Konferansı sonrasında çalışmalarına hızla baÅŸlayan İklim Platformu, özel sektör için iklim deÄŸiÅŸikliÄŸi alanında güncel bilgi vermeyi ve teknik destek saÄŸlamayı hedefliyor. İklim Platformu kapsamında düşük karbon ekonomisine geçiÅŸin finansmanı, bu geçiÅŸin hızlandırılması amacıyla gerekli teknolojilerinin tanıtılması, tedarik zincirinde karbon yönetimi ve yeÅŸil bilgi teknolojileri alanlarında ÅŸirketlerde iklim kurumsal yapının güçlendirilmesi ve risk yönetimi için araçların geliÅŸtirilmesi, bilgi desteÄŸinin saÄŸlanması ve ulusal iklim deÄŸiÅŸikliÄŸi politikalarının geliÅŸtirilmesinin desteklenmesi gibi hizmetlerin geliÅŸtirilmesi asıl hedef olarak belirlenmiÅŸtir. Bu kapsamda da geliÅŸtirilen küresel ortaklıklar ile belirtilen alanlara yönelik somut programların geliÅŸtirilmesi konusunda da giriÅŸimler sürdürülmektedir.
İklim Platformu’nun bir diÄŸer çalışma alanı da uluslararası müzakere süreçlerine iÅŸ dünyasının etkin katılımının gerçekleÅŸtirilmesi olarak belirtilebilir. Bu kapsamda küresel iklim deÄŸiÅŸikliÄŸi rejiminin ÅŸekillendiÄŸi 2008 yılında Poznan’da gerçekleÅŸtirilen 14. Taraflar Konferansı’na ve 2009 yılında Kopenhag’da gerçekleÅŸtirilen 15. Taraflar konferansına aktif katılım saÄŸladı. İklim Platformu, Kopenhag’da gerçekleÅŸtirilen müzakerelerde hem resmi müzakere süreçlerini hem de yan etkinlikleri takip etti. Bunun yanında, özel sektörün müzakerelerdeki güncel geliÅŸmelerinin paylaşıldığı ve her sabah kapalı olarak gerçekleÅŸtirilen özel sektör günlük bilgilendirme toplantılarına katılım saÄŸlayarak güncel süreçleri özel sektör bakış açısından takip ederek günlük bültenler ile paydaÅŸlar ile geliÅŸmeler paylaşıldı Kopenhag İklim Platformu için bir ilke de sahne oldu. İklim Platformu, The Prince of Wales’s Corporate Leaders’ Group on Climate Change (Galler Prensi’nin İklim DeÄŸiÅŸikliÄŸi Özel Sektör Liderler Grubu) ile küresel bir ortaklık gerçekleÅŸtirdi. Bu iÅŸbirliÄŸi kapsamında uluslararası iklim politikalarına yönelik olarak bir özel sektör politikası ve görüşü belirleyen uluslararası küresel bir giriÅŸim içerisinde de yer almaktadır.
İklim politikalarına ek olarak Amerika’da faaliyetlerini yürüten GHG Management Institute kuruluÅŸu ile geliÅŸtirilen iÅŸbirliÄŸi kapsamında da iÅŸletmelerde karbon yönetimin ilk adımı olarak da belirtilebilecek olan iÅŸletmelerde sera gazı salımlarının hesaplanmasına yönelik olarak Türkçe web tabanlı online bir eÄŸitim porgramı geliÅŸtirilerek İklim Platformu üyelerine ve ÅŸirketlere destek hizmeti saÄŸlanıyor. İşletmelerde Sera Gazı Hesaplama Türkçe online ders programının yanında projelere ait sera gazı hesaplamalarının yapılması ve iÅŸletmelerde sera gazı bilgi sistemlerinin oluÅŸturulmasına yönelik Türkçe online kursların da geliÅŸtirilmesi ile ÅŸirketlere verilen destek hizmetlerinin devam edilmesi hedefleniyor.
İkim Platformu kapsamında gerçekleÅŸtirilen CEO ve genel müdür düzeyinde özel sektörü temsilcilerinin katılımıyla gerçekleÅŸtirilen konferans ve çalışma grupları, interaktif tartışam toplkantıları, panel ve yuvarlak masa toplantıları ile güncel verilerin paylaşılması ve ayrıca özel sektörün belirtilen çalışma alanları kapsamında pozisyonunun belirlenmesine yönelik etkinlikler de düzenleniyor. GeçtiÄŸimiz Aralık ayında Kopenhag’da gerçekleÅŸtirilen İklim Zirvesi öncesinde İklim Platformu tarafından 23 Kasım 2009 tarihinde gerçekleÅŸtirilen “Türkiye’de Düşük Karbon Ekonomisine GeçiÅŸte Arayışlar” konferansı ve aynı etkinlik kapsamında iÅŸ dünyasının üst düzey yöneticilerinin katılım saÄŸladığı çalışma gruplarının sonuçları, “Çok Geç Olmadan...İklim DeÄŸiÅŸikliÄŸi için Harekete Geçme Zamanı” baÅŸlıklı bir bildiri ile finansman, teknoloji transferi ve tedarik zincirinde karbon yönetimi baÅŸlıklarında ortaya koyulan görüşler kamuoyu ile paylaşıldı. Konferans kapsamında, “Teknoloji Transferi ve Teknolojinin YaygınlaÅŸtırılması”, “Düşük Karbon Ekonomisinin Finansmanı” ve “Tedarik Zincirinde Karbon Yönetimi” çalışma grupları, GE Türkiye CEO’su KürÅŸat Özkan, WWF Türkiye Yönetim Kurulu BaÅŸkanı Akın Öngör ve Procter&Gamble CEO’su Saffet Karpat tarafından kolaylaÅŸtırıcılığı üstlenildi.
Eylül ayında gerçekleÅŸtirilen bir yuvarlak masa toplantısı ile İngiltere’nin Enerji ve İklim DeÄŸiÅŸikliÄŸinden Sorumlu Devlet Bakanı Lord Hunt’ı ağırlayan, bilim, iÅŸ, siyaset ve medya tremsiÅŸlcilerini bir araya getirerek farklı paydaÅŸları bir araya getiren ve hazırladığı yayınlar, raporlar, röportajlar, webcast ve podcastler gibi geniÅŸ bir hizmet yelpazesi ile özel sektöre destrek saÄŸlayan İklim Platformu, özel sektörün deÄŸiÅŸime seyirci kalmaması ve bu süreçte lider rol üstlenmesine olanak saÄŸlayacak ÅŸekilde hizmetlerine devam edecek.
 |