Durban İklim Zirvesi Sona Erdi Yazdır E-posta
Salı, 13 Aralık 2011 17:48

 

Bu yıl Güney Afrika’nın Durban kentinde gerçekleÅŸtirilen BM İklim DeÄŸiÅŸikliÄŸi Çerçeve SözleÅŸmesi’nin (BMİDÇS) 17. Taraflar Konferansı (COP17) ve Kyoto Protokolü’nün (KP) 7. Taraflar BuluÅŸması (COP/MOP7), geçtiÄŸimiz Pazar günü sona erdi. Zirve, BMİDÇS Taraflar Konferansları tarihinin en uzun süren müzakerelerine sahne oldu; müzakerelerin resmi bitiÅŸ tarihinden iki gün sonra sözleÅŸme ve protokol hattında kararların yer aldığı bir Durban anlaÅŸması ortaya koyuldu.

Sürecin en temel çıktısını Kyoto Protokolü’nün ikinci yükümlülük döneminin 1 Ocak 2013 tarihiyle baÅŸlaması yönünde alınan karar olarak nitelendiriyoruz. Ancak, bu anlaÅŸma belgesinde Rusya, Kanada ve Japonya ile birlikte ilk dönemde de yer almayan ABD, Kyoto Protokolü’nün ikinci yükümlülük döneminde yer almayacağını belirtti. Bu nedenle, Kyoto Protokolü iklim sorununun çözümünde etkisiz bir araç olarak kaldı. Sadece Avrupa BirliÄŸi ve Norveç’in katıldığı ikinci yükümlülük döneminde küresel salımların yaklaşık %20’sini kontrol eden bir Protokol olarak sorunun çözümüne katkısı çok sınırlı olacak. Türkiye, Kyoto Protokolü'nün ikinci yükümlülük döneminde yer alacak ülkeler arasında bulunmuyor.

Durban’da uzayan müzakereler sonucunda AB’nin arabuluculuÄŸu ile ortaya çıkan diÄŸer sonuç ise, tüm tarafları içine alacak yeni bir iklim deÄŸiÅŸikliÄŸi anlaÅŸmasının oluÅŸturulması için 2015 yılına kadar bir yol haritasında anlaşılmış olması. 2015 yılında tüm tarafların imzalayacağı anlaÅŸmanın yükümlülükleri ise 2020 yılında baÅŸlayacak. Gelecek yıl Katar’da gerçekleÅŸtirilecek olan 18. Taraflar Konferansı’nda gerçekleÅŸtirilecek müzakereler bu yeni antlaÅŸmanın içeriÄŸine odaklanacak. 2020 yılına kadar ülkelerin gönüllü azaltım çalışmaları devam edecek.

Özellikle geliÅŸmekte olan ülkeler için en önemli geliÅŸme, YeÅŸil İklim Fonu’nun artık iÅŸlevsel hale getirilmiÅŸ olması. 2020 yılından itibaren iklim deÄŸiÅŸikliÄŸinden en çok etkilenen olan ülkelere her yıl 100 milyar USD kaynak aktarılacak. Ancak, bu fona kaynağın nasıl saÄŸlanacağı ise hala soru iÅŸareti olmakla birlikte fonun baÅŸlangıç masrafları Güney Kore tarafından karşılanacak. Fonun yönetiminde gözlemci olarak özel sektör de yer alacak ve özel sektör tarafından da fon için kaynak saÄŸlanabilecek. Söz konusu Fon’dan ancak geliÅŸmekte olan ülkelerin yararlanacak olması nedeni ile Türkiye’nin bu aÅŸamada fona eriÅŸimi mümkün gözükmüyor.

Küresel ölçekte atılacak adımların iki derecelik bir sıcaklık artışının önüne geçmesi gerekirken, 2012 yılından 2020 yılına kadar geçecek 8 yıllık sürecin yaratacağı gecikmelerin sonuçları ile ilgili olarak bilim insanları endişeli. Sekiz yıllık uluslararası bir anlaşmanın yokluğunda, 2050 yılında 2 derecelik ortalama küresel sıcaklık artışının altında kalma hedefine ulaşmak çok zor. Bu nedenle, Dünyada geri dönüşü olmayan etkilerin yaşanması riski maalesef hala devam ediyor.

Bu şartlar altında, 2020 yılında yürürlüğe girecek olan uluslararası anlaşmayı beklemeden, zaman kaybının getireceği zararların önüne geçilebilmesi için özel sektöre önemli bir görev düşüyor. Küresel iklim değişikliği, özel sektör için önemli bir risk. Üretim ve yönetimsel süreçlerin karbonsuzlaştırılmasıyla özel sektör bu riskin önüne geçebilir ve ekonomik bir fırsatı da yaratabilir.

 

 

 

 

 

 

 
Share to Facebook Share to Linkedin Share to Delicious Share to Google